 |
blocks
blocks
|
| Pazartesi | 3669 |
| Salı | 3033 |
| Çarşamba | 7870 |
| Perşembe | 7025 |
| Cuma | 4255 |
| Cumartesi | 4638 |
| Pazar | 3401 |
| Toplam: | 1480534 |
| En Çok: | 9733 |
|
|
|
blocks
blocks
|
| A.Nusret DOĞANAbuzer HAKLIAli ŞAHİNAyşe ZERENCemile YURTCANCosta ZARİFİSDoğan ÇAKIREmine YAZGANFikret SARALGüler KARATAŞGülsen ERENOĞLUHandan ZORLUİnci ARIKANKadir GENÇKadriye ÖZENKemal YENERMelih SEÇKİN Melike GÜNERMelike KARACANMualla AKGÜLMuhlise ŞENAYMurat YILMAZMustafa OZANSOYMüge KAPTANOĞLUMümtaz SALİHOĞLUNasrullah DOĞANNeslihan ŞENERNesrin TÜRKCANNevra KURTOĞLUNilgün KIROĞLUNuran YENERNurten SARALNurten SERTOĞLUOktay ÇAĞLAROsman KARAHANOĞLUOya KARACAPerran KUTLUSalih KARACANSencer KUTLUSerap GÜNEYŞule PEKCANÜlker EREN |
|
|
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
blocks
|
 |
 |
|  |
 |
ULUS OLARAK KULAK VERELİM ARTIK !..
|
|
|  |
 |
|  |
 |
|  |
 |
HABERLER ve SON MANŞETLER
|  |
 |
|  |
 |
|  |
 |
MANŞET YAZILAR Okumak istediğiniz yazının başlık satırını fare sol butonu ile tıklayınız ... |  |
 |
|  |
story_page
 |
|
 |
|
Elazığ ilimizde deprem,
Bir türlü " muassır medeniyet " seviyesine ulaşamadığından,
Pisi pisine hayatını kaybeden yurttaşlarımız !..
Ve arkalarından dökülen " timsah gözyaşları !.. "
Yirmi birinci yüz yılda,
Çamurdan yapılarda yaşamak zorunda bırakılanlar ...
Hâlen " cehâlet " içerisinde,
Allah adı ile kandırılan yurttaşlar !..
Saklanan gerçekler,
Anlaşılamayan " kapalı kapılar " ardında yaşananlar !..
(Devamı... | 3307 byte kaldı | 2 yorum | ÇIKAR BAKLAYI | Puan: 24.9) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 01:29 (580 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Çarşaf Polemiği CHP'yi Yıpratır !.. - Aylâ BERKİN |
 |
|
“ Seni Hikmet Yar yetiştirdi, bizleri ise Mustafa Kemal Atatürk yetiştirdi ... ”
Bu sözler CHP Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal’a ait.
Aynı Deniz Baykal Mersin Kadın Kollarının Hilafetin kaldırılmasını kutlama törenlerinde çarşaf yırtanları partiden ihraç etme kararı aldı.

Şimdi bu çifte standart denilen anlayış olmuyor mu ?
Atatürk ilke ve devrimleriyle kurulmuş Türkiye Cumhuriyetinin neresinde çarşaf var ?
Çarşafın yırtılması zaten yıllar önce Atatürk döneminde yapılmıştı yurdumuzda…
Çarşaf kaldırılmış bir giysi olmasına rağmen, bu gün yeniden Türkiye de kadınlarımızın kıyafetleri içine sokulmaya çalışılmıyor mu? Bu durum Atatürk ilke ve devrimlerine karşı gelmek olmuyor mu? Mersin’de hilafetin simgesi olan bu kıyafetin yırtılması, Atatürk ilkelerine, devrimlerine bağlılığın bir simgesi değil mi? o halde bu simgesel hareket den dolayı o bayanlar niçin cezalandırılıyorlar? Atatürk ilke ve devrimlerine sahip çıktıkları için mi cezalandırılıyorlar ?
AKP’den de sert tepki aldı bu hareket.
Peki, Türk bayrağının yakılıp yırtılmasından daha mı kötü bir fiil bu çarşaf yırtma ki,
Bu gün bayrağımızı yerlerde sürükleyenler, yırtanlar, gönderden indirenler serbest gezerken, hatta onların adına açılımlar düzenlenirken alt tarafı artık batıl olmuş bir giysiyi yırtanlar niçin cezalandırılıyorlar. Niçin, Cumhuriyetin Hükümeti olduğunu savunan AKP’de bu hareketin cezalandırılmasını istiyor. CHP’de sanki bu isteği yerine getirir gibi Kadın kollarının üyelerini partiden ihraç kararı çıkarıyor.
Evet, Deniz Baykal bu kararı ile uyguladığı çifte standartla çarşaflıların oyunu alacağını sanırken, öte yandan kemikleşmiş tabanında da kaymalara sebep olacağını düşünemeyecek kadar basireti bağlanmış bir durumda mı ? Bu noktada aklıma değişik senaryolar geliyor… Acaba bu da AKP’nin başka bir oyunumuydu. Çünkü kısa süre önce AKP’li milletvekilleri kanlarımızı donduran açıklamalar yapmıştı peş peşe.
(Devamı... | 7607 byte kaldı | 2 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.7) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 01:14 (576 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Demokrasi Ve Sosyal Devlet !.. - Salim DOĞAN |
 |
|
Bizim böyle bir toplumsal devinimi yaşayabilmemiz için yarıda kalan Atatürk ve cumhuriyet devrimlerinin yeniden uygulamaya konulması gerekmektedir. Bizler toplum olarak Avrupa’dan yüzlerce yıl geriyiz dememizdeki kasıt buradan kaynaklanmaktadır. Çünkü biz yurdumuzun her yerine cumhuriyeti götüremedik. Yurttaşlarımız marabalıktan, müritlikten, kulluktan hala kurtulamamış durumdadır. Hala cumhuriyetin anlamını kavrayamamış bulunmaktadır.

Bu büyük bir boşluk oluşturmaktadır.
Bu boşluğu da ağalar, şeyler, şıklar, tarikatlar ve siyaset ağaları doldurmaktadır.
Böyle bir güruhla siyaset yapmanın sakıncalarını yaşayan bizler bir düşünelim çoğunluk kim.
Demokrasi, cumhuriyet ve sosyal devlet kavramları bir birinden farklıdır.
Demokrasi daha çok bireysel özgürlükleri ilgilendirmektedir. Cumhuriyetse toplumsal bir yaşam tarzının adıdır. Cumhuriyetin biçim ve çeşitleri vardır. Sosyal devlet bu iki kavramın bilimsel normlar doğrultusunda insan hak ve özgürlükleri ve çağın gereklerini eşitlik çerçevesi içerisinde yerine getirme işidir.
Genel anlamda, vekillerin halk tarafından seçilmesi anlamında, vekillerle halk arasındaki ilişkilerin niteliğinde, yurttaşlar arasında ekonomik bakımdan büyük farklılıkların olmaması gerektiği, bireylerin ırk ya da mezhebe dayalı ayrıcalıkları olmamasını savunan, kısacası bir eşitlik fikri, yani toplumdaki iktidar anlayışının, insanlar arasındaki farklılıklara göre değil de, benzerliklere dayanması gerektiği fikri üzerine inşa edilen yönetim tarzıdır. Kısaca demokrasi eşitlik ilkesine dayalı çağdaş bir yaşam biçimidir.
Günümüzde demokrasi kapsamı dâhilinde kişi hak ve özgürlükleri kötüye kullanılarak bir kısım azınlığın haklı talebiymiş gibi yutturmaya çalışılmaktadır. Aslında bu azınlıkların kendi talepleri değildir. Bu talepler Türkiye’yi bölmek isteyen Sevr özlemcilerinin kullandığı bir tür araçtır. Demokrasi bireylerin aşırı istek ve özgürlüğü gibi lanse etmek isteyenler bir kısım dernekleri, sendikaları işin içine katarak aslında kendi amaçlarına ulaşmak istemektedirler.
Yani birlikler, dernekler, sendikalar kısacası demokratik kitle örgütleri içerisinde siyaset yapmaktadırlar.
(Devamı... | 9644 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 26.8) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 01:04 (598 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Bu Yıl 8 Mart Farklı Olsun !.. - Yüksel CAVLAK |
 |
|
Dikkat ederseniz, bu yıl da yani 8 Mart günü,
Kadınlar hakkında yazılan yazılara bakın, eskiden yazılmışlar arasında farklı bir şey göremeyeceksiniz.
 Kimisi “ Dünya Kadınlar Günü” kutlu olsun derken bazıları “ Dünya Emekçi Kadınlar Günü” kutlu olsun diye yazılarına başlık atarak başladıklarını okursunuz. Yazıların içeriği de diğer yıllardan farklı değildir.
Kimisi yazıya 1857 yılındaki olayı anlatarak başlar, kimisi de hemen Mustafa Kemal`in “… Bir toplum, bir ulus erkek ve kadın denilen iki tür unsurdan oluşur…Olanaklı mıdır ki, bir toplumun yarısı topraklara zincirlerle bağlı kaldıkça öteki kesimi göklere yükselebilsin ?.. Kuşku yok, , ilerleme adımları - dediğim gibi- iki türce birlikte, arkadaşça atılmak; ilerleme ve yenileşme aşamalarını birlikte aşmak gerekir…” sözüne sarılıp giriş yapmaktadır.
Gönül isterdi ki, afilli yazı (!) yazma yerine, sayfalar bu yıl 8 Mart TEKEL kadın işçlierine ayrılsın. 2 aydan fazla bir zaman içinde, bu kadınlar, çadırlarda, kocalarından çocuklarından ayrı, yaşam mücadelesi verdiler. Evlerinde, kocaalrından uzak kalanlar da bu geçe 2 ayı huzursuz bir şekilde geçirdiler. Eğer Türkiye`de 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü kutlanacaksa, bütün emekçi kadınlardan önce, bu kadınların günü kutlanmadır.
Bu kadınlar TEKEL erkek işçilerin veya kocalarının yanı sıra, kış kıyamet demeden, mücadele verdiler.
Yazı olsun sayfa dolsun mantığı ile yola çıkarak, biraz 1857 yılına biraz da Mustafa Kemal`den alıntı yaparak, 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü`nü anlatmaya çalışıyoruz. Bilinenleri değil, bilinmeyenleri ve şu anda yaşadıklarımızı anlatırsak, emekçi kadının neler çektiğini daha iyi anlar topluma daha iyi anlatmış oluruz.
72 yılı da da aynı hayatı yaparak, Mustafa Kemal ve devrimlerini, klasşk bir şekilde anlatarak geçirmedik mi ?
(Devamı... | 3826 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 27.7) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 00:54 (605 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Baykal Bekleneni Yapmadı !.. - Haci KANDIRALI |
 |
|
Elazığ`da bir deprem oldu.
Ve 50`nin üstünde vatandaş hayatını kaybetti.
 Birçok yaralı var gelen haberlere göre.
Türkiye Cumhuriyeti` Devleti`nin büyükleri hemen açıklamalarda bulunmuşlar.
Sayın Başbakan “ Meydana gelen depremde insanların ölümüne neden olan, bölgenin yerel mimari anlayışı olan kerpiç yapılanmadır. Yaralar derhal kapanacak, “gereki talimatlar verildi” demiş. Sayın Cumhurbaşkanımız da, üzüntülerini bildirerek,, geçmiş olsun dileklerini ilettirmiş Elazığ`a.
CHP Genel Başkanı Baykal ise şöyle demiş:
” ... Depremde yaşamını yitiren yurttaşlara rahmet, yaralılara acil şifalar ve yaşamını yitirenlerin ailelerine sabır ve başsağlığı dilerim ” ve ayrıca sözlerine devamla şunları da eklemiş: “ ... ülkemizin bir daha böyle felaketlerle karşılaşmamasını temenni ediyorum. Depremde hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, yaralılara da acil şifa diliyorum !.. ”
Türkiye bir deprem bölgesl olmasına rağmen, şimdiye kadar sayısız depremler olmasına rağmen, başta hangi iktidar olursa olsun, hep aynı sözler söylenmiş ve hiç bir tedbir alınmamıştır. Bütün iktidarlar suçlu iken, ana suçlu da toplumdur. Sadece baş sağlığı ile, sabır ile yetiniyor ve “kaderimdir” diyerek, ikinci depreme kadar susuyor. Ulus olmayı benimsemiş bir toplum, sessiz kalamaz, tepki gösterir. Bunu bilen iktidar yetkilileri de, klasik sözlerle onları yatıştırmayı çok iyi biliyorlar !..
CHP Genel Başkanı Baykal`dan bizler şunu beklerdik;
Olayı duyar duymaz, atlayıp deprem yerine gider,
(Devamı... | 3622 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 27.4) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 00:49 (606 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Nihat Genç'in Pusulası Bozuk !.. - Şinasi KULA |
 |
|
Aslında şu sıralar TSK, CHP, ADD, MHP gibi kurum ve kuruluşlara eleştiri yapmanın sırası değil diye uyarmaya başladı yakın çevrem. Hele ki AKP ye karşı duruş sergileyen siyasetçi, aydın, sanatçılara da eşletiri konusunda dikkat edilmesi gereğini de vurgulamaktalar. Genel olarak katılıyorum. Çünkü belden aşağısını da, yukarısını da çalkalamayan ve Ulusalcı kimliği ile gurur duyduğunu her fırsatta haykıran bir yurttaş olarak ben de birlikten ve beraberlikten yanayım. Tıpkı olmazı başaran Mustafa Kemal’in bu milleti Kuvayımilliye’de birleştirdiği en büyük düşman olan emperyalizm ve işbirlikçilerine karşı tek vücut yaptığı gibi bir nehirde çağlamaktan yanayım.
 İyi susalım, eleştirmeyelim de nereye kadar ?
Örneğin her gün fasılasız olarak Recep Tayyip Erdoğan’ın belirlediği gündem konuşmalarına, sadece meclis kürsüsünden ahkâm kesen ve halktan kopuk, statükocu Deniz Baykal’a şunu demek şerefli her insanın görevi değil mi ? ” BEYEFENDİ, SÖZDE MUHALEFET ETTİĞİNİZ BU KİŞİNİN KAPALI KAPILAR ARDINDAKİ GÖRÜŞMELERDEN SONRA SİİRT’TEN MİLLETVEKİLİ SEÇİLMESİNİ SAĞLAYAN KİŞİ OLARAK TARİHE GEÇMEDİNİZ Mİ ? ”
Varsın Jet Fadıl yerinde kalsaydı da, ona kıymasaydınız da, şimdilerde Türkiye Cumhuriyeti’ne kıyılmasının baş nedenlerinden biri olmasaydınız! Şimdi goygoycular bana şu soruyu soracaklar; efendi efendi bu lakırdıları yaparak eline ne geçecek, bak seçimlere az bir zaman kala sen de akepe’nin ekmeğine yağ sürüyorsun…
Ben de Baykal ile seçime giren anlayışın sahiplerine bu millete yaptıkları kötülükten ötürü seçim sabahı İzmir’in Konak meydanında şırak diye işaret ile yanıt vereceğim göreceksiniz. Baykal’ın genel başkanlığında girilecek bu seçimler, Mustafa Kemal ve Cumhuriyet değerlerinden yana anlayış için SON SEÇİM olacaktır. Aynı şekilde Devlet Bahçeli ve MHP nin bu millete yaşattığı hayal kırıklığına da tanıklık edeceğiz. Söz uçar yazı uçmaz bu gerçeği göreceksiniz…
Nihat Genç bu toplumda sevgi ve saygıyı hak eden yazarlardan birisidir. Verdiği emekleri, çektiği sıkıntıları, tırnakları ile buralara geldiği kesin. Bunu her defasında kendi ağzından da dinlemekteyiz. Son günlerdeki konuşmalarında kendisinden çok emin davranışlarını ben kaygı ile izlemekteyim. Çünkü çok bilen, yanıldığı zamanlarda da çok büyük yanılgılara düşebiliyor. Halk arasında hitabet gücü yüksek olan kişilere “hatip” denir. Bizim gençliğimizde de “ajitasyon” denirdi bu güce.
İster doğa deyin, ister Yaratan deyin istisna insanlara bahşeder bu gücü, bu özelliği.
(Devamı... | 7664 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 27.0) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 00:39 (622 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
|
 |
|
Her Allahın günü birileri tarafından tecavüz edilen zavallı kadınlarımızdan mı ?
Yoksa eğitim seviyesi yükseldiği halde hala kadınını döven zihniyetten mi bahsedelim.
 Hangisinden bahsedersek bahsedelim ...
Türkiye’de, Anadolu’da kadın olmak zor.
Kendi karısına kızına bakanlara namusluyum edasıyla gezen erkekler, diğer taraftan başkasının karısına kızına rahatlıkla ağzından salyalar akıtıyorsa. Kadınlarımız, analarımız, bacılarımız derken diğer taraftan da dayak cennetten çıktı, kadının yeri evidir denebiliniyor ciddi ciddi düşünmek gerek. Yapılan araştırmalar gösteriyor ki 5.5 milyon ev kızı eğitimden ve çalışmaktan uzak tutuluyor, tamam işsizlik ülkemizde çok yüksek rakamlara ulaşmıştır lakin bu kesimdeki mantık kadının yeri evidir.
" ... Akşamları yarım saat televizyonu kapatın, Kuran bilen ev halkı okusun. Evde kuran bilmeyen var ise ses kayıtlarından yardım alsın" diyen Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, Habertürk 06.02.2010 “
Tavsiyeleri doğrultusunda kendi aklını mantığını kullanmayan kadınlarımıza ilimden, bilimden, kadının dünyaya katkısından, artı değerinden, sağduyusundan hiç bahsedilmiyorsa, Aksine üç çocuk yap evde otur deniliyorsa,. Evet, bütün gün televizyon karşısında abuk sabuk filmlerle bomboş programlarla beyinlerin yıkanmasına bizlerde karşıyız ama ille de kuran oku açıkçası cahil kal demiyoruz dinsel ve manevi duyguları doyurmak kişinin kendisinde kalmalı yönlendirilmemeli.
Yerine kitap okuyun kendinizi ilerletiniz her çocuğu yetiştiren annedir anne ne kadar bilgili olursa o çocuğuna yansıyacak haliyle toplumlarda daha aydınlık düzeye erişecek tazı yönlendirmeler toplumu ileriye taşıyacaktır.
Bu ülkeye düşünen sorgulayan beyinler gerek, devamlı gerilemeye teşvik edici söylemlerle bu olamaz.
İslamiyet’le kadının daha gerilemiş olduğu aşikârdır.
(Devamı... | 6489 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 26.3) Gönderen: editor Tarih: 09.03.2010 Saat: 00:30 (635 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
|
 |
|
Anneannemi hatırladım !..
Çocukluk işte !..
En küçük kardeşime ninni çığırırdı ...
" ...
Dandini Dandini,
Das dana ...
Danalar girdi bostana .... !
Eeeee, eeee ...
Ninni ...
... "
Kim demiş yargı ?..
Kim demiş yasama ?..
Hele hele dört yüz bir kim der ?...
(Devamı... | 2563 byte kaldı | 2 yorum | DELİ BALTA | Puan: 23.4) Gönderen: editor Tarih: 07.03.2010 Saat: 22:22 (822 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Soygun Düzenine Geçiş !.. - Sıtkı ERGÜNEY |
 |
|
- Devlet küçülsün, ekonomiden çekilsin,
- Özel sektörün önü açılsın, istihdam yaratılsın, devletin vergi gelirleri artsın, bütçe açıkları kapansın,
- Devlet hayvancılık yapar mı ? ( Et Balık Kurumu )
- Devlet Sütçülük Yapar mı ? ( Süt Endüstrisi Kurumu )
Devlet Kuruluşları kar etmez, bütçeye yük olurlar….
Türünden fantezi söylemlerle beyinleri yıkayarak kamu varlıklarını birkaç kişiye peş keş çekilmesinin, devletin sosyal ve ekonomik yükümlülüklerinden arındırılmasının önünü açtılar. İnsanları işsiz bırakıp yoksullaştırdılar. Üreticinin güçlü ekonomik kesimler tarafından sömürülmesini engelleyerek hak ettiği geliri elde etmesine, toplumun sağlıklı beslenmesine olanak sağlayan kuruluşların elden çıkarılmasının ardından sıra elektirik, petrokimya, Tekel’in üretim tesislerine, rafinerilere, limanlara geldi.
Bunlardan sonra, özel sektörde karlılığın önündeki engel olarak görülen“örgütlü emeği” zayıflatmak da gerekiyordu. Zira, örgütsüz emek devlet yönetiminde söz sahibi olamayacağı için çalışma hayatını, sosyal güvenlik sistemini ilgilendiren düzenlemeler siyasi gücü ele geçiren büyük sermayenin amaçlarına uygun olarak ancak bu şekilde yapılabilirdi, yapıldı da !..
Soygun ve sömürü düzenine bilimsel kimlik kazandırabilmek için
Dillerine doladıkları “serbest piyasa ekonomisi” sloganı altında emekçilerin ürettikleri değerden-Karl Marks’ın deyimi ile-“en düşük yaşama düzeyinde”pay almalarının önü açıldı. Sosyal güvenlikten, sınıf bilincinden yoksun, eğitimsiz bırakılmış emekçiler patronların “ramazan paketleri”, “bayram ikramiyeleri” ile avutuldular. Bireylerin bireylere bağımlı kılınması, örgütlenerek “toplu güç” kazanması yerine patronun gözüne girerek “kişisel güç” kazanma, işverenden “aferin alma” kültürü egemen kılındı.
Özelleştirmenin, toplumun geniş kesimleri üzerindeki olumsuz etkileri her geçen gün daha belirginleşiyor. İşte birkaç örnek:
- Türkiye’de hayvancılığı bitirme yolundaki ilk adım Et Balık ve Süt Endüstrisi Kurumlarının tüm tesis ve arsaları ile özel sektöre satılmasıyla atıldı. Ardından et ithalatının önü açılarak kendi başına ayakta kalmaya çalışan üreticinin de ipi çekildi. Bugün et ve süt ürünleri fiyatlarının halkın satın alma gücünün çok üstüne çıkması nedeniyle canlı hayvan ve et ithalatı tekrar gündemde. Gene birilerine fırsat yaratılacak !
(Devamı... | 8118 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 23.6) Gönderen: editor Tarih: 07.03.2010 Saat: 21:22 (824 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Veryansın !.. - Habip Hamza ERDEM |
 |
|
Nihat Genç’in ‘Veryansın’ programlarını, zaman buldukça, izlemeye çalışıyorum.
Bir ‘Anadolu çocuğu’ ciddi ciddi veryansın ediyor.
Güzel konuşmuyor değil. Akıcı ve gülmeceli örneklerle destekli.
Büyük bir yazar olduğu için de her konuda görüş sahibi.
 Ne ki, her konuda ‘bilgi’ sahibi olmadığı gibi bir izlenim edindim son konuşmasından.
‘Radikalizm’e karşı imiș Nihat Genç.
Olabilir. Köktencilik her zaman iyi olmayabilir ve Nihat Genç de köktenci olmayabilir.
Ama Anadolu’da ‘köktencilik olmaz’ ya da ‘olmamıştır’ denilebilir mi ?
Sözgelimi ‘Türk Devrimi’ nedir ? Mustafa Kemal ne yapmıștır ?
Ya da Mustafa Kemal Türkiye’sinde kökten değiştirilmemiș herhangi bir şey kalmış mıdır ?
Kimilerince denildiği gibi, ‘üstyapı devrimleri’ midir yapılanlar ?
Devletten başlanırsa, imparatorluk gibi ‘gevşek’ bir yapıdan ‘devlet-ulus’ gibi ‘sıkı’ bir yapıya geçilmiştir bu bir. ‘Teba’ gibi ‘sıkı’ bir yapıdan da ‘yurttaş’ gibi ‘gevşek’ bir yapıya geçilmiştir bu da iki. Her ikisi de ‘köktenci’ bir değişimdir. İmparatorluğun ‘ceberrut’luğu tek tek bireylerin değil, ama onların ‘bey’leri, ‘ağa’ları ve ‘ şeyh’leri üzerinedir; yani aracılı ya da dolayımlı.
O nedenle sazı eline alan, ‘ferman padişahın ise dağlar bizimdir’ diyebilmektedir.
Yeter ki kendisi bir bey, ağa ya da şeyhin adamı ola; ya da kendisini bir bey, ağa ya da şeyh gibi göre..
Ya kellesi gidecektir ya da kendisi kelle alabilecek konuma yükselebilecektir.
Devlet-Ulusta ise devlet ile birey arasındaki bu ‘aracılık’, bu ‘dolayımlılık’ ortadan kalkar. Birey özgürlüğüne kavuşur. Bireyin devletten başka hesap vereceği kimsesi kalmamıştır ama kendisi de bir başkasından ‘hesap soracak’ konuma kesinlikle yükselemeyecektir. Kuramsal olarak ‘burjuva devlet-ulus’ta evrensel eşitlik, özgürlük ve adalet ilkelerinin uygulanmakta olduğu varsayılır.
(Devamı... | 7029 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 24.6) Gönderen: editor Tarih: 07.03.2010 Saat: 21:08 (825 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: 411 ... (!) - Gündüz AKGÜL |
 |
|
Son günlerin gündemi oluşturan İktidar partisi ile yargı arasındaki kavga doruk notaya çıkmış bulunmaktadır.
Darbe senaryolarıyla, özel yetkili Cumhuriyet Savcıları ve mahkemelerce yapılan soruşturma ve kovuşturmalar sonunda çıkan tutuklama kararları, açılan ve kabul edilen iddianameler bu kavganın başlıca nedenlerini oluşturmaktadır.
İktidar kendine yandaş ve etkisizleştirilmiş bir yargı isterken, Yüksek yargı Başkanları, yargının bağımsız olmasını ve iktidarın, anayasamızdaki güçler ayrılığı nedeniyle yargıya  karışmaması gerektiğini ileri sürmektedirler.
Bu kavgada bardağı taşıran son damla, Anayasa değişikliği için yeni bir paket hazırlıkları yapan iktidar, Yüksek Hâkimler ve Savcılar Kurulu’nun, Anayasa Mahkemesi’nin ve Yargıtay’ın yapısında ( üye sayısı ve seçimi ) değişikliğe gideceğini kamuoyuna açıklaması üzerine Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, basına verdiği demeçte, “Demokratik sisteme yapılacak en büyük kötülük yargı bağımsızlığını geriye götürmek olduğunu, şimdi görüyoruz ki yapılmak istenen düzenlemelerle yürütme, yargıyı daha da kuşatma altına almak istemektedir” dedi.
Başbakan, adet olduğu üzere hiç gecikmeksizin bu demece yanıt verirken,
“ ... Yasama da ve yürütme de yargı tarafından kuşatılmıştır. Eğer yasama organı 411 ile bir karar çıkartıyor da bu 411 yargı tarafından yok sayılıyorsa, bu ülkede yasama ve yürütmenin yargıyı kuşattığını söyleyemezsiniz.” Dedi.
Birbirine tamamen zıt bu iki demeci ele alarak, yurttaşların çoğu tarafından bilinmeyen 411’in ne olduğu açıklamaya çalışacağım.
Artık sağır Sultan da duydu ki Başbakan her platformda “biz halkın çoğunluğunu temsil ediyoruz, istediğimiz yaparız” havasında olup demokrasinin olmazsa olmazlarını hep göz ardı etmektedir. Her iktidar, yaptığı işlerde, çıkardığı yasalarda ve tüm davranışlarında Anayasa’ya ve yasalara göre hareket etmek zorundadır. Çoğunluk bende diye bu kurala uymaması demokrasiyle, hukukun üstünlüğüyle ve özgürlüklerle bağdaşamaz.
Gelelim 411 olayına,
(Devamı... | 7268 byte kaldı | 4 yorum | SEÇİLEN | Puan: 24.1) Gönderen: editor Tarih: 07.03.2010 Saat: 20:48 (829 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Coğrafyayı Temizlemede " WAN " Örneği !.. - Özcan PEHLİVANOĞLU |
 |
|
Gazeteci Behiç Kılıç 05 Mart 2010 günü Yeniçağ Gazetesindeki köşe yazısında bölücü terör örgütü PKK’nın Van ilimizde nasıl bir coğrafya boşaltma işlemi yaptığını ortaya koydu.
Yazıda belirtilen hususlar durumun ne kadar vahim olduğunun bariz bir kanıtıdır . Behiç Kılıç “Türk kökenliler kenti terke zorlanıyor , zaten şu an çoğu da göç etmiş durumda !..
Türk kökenli hele hele kürtçe bilmeyen esnaftan artık alış veriş ettirilmiyor !.. PKK’ya karşı duranlara hayat hakkı tanınmıyor , mülklerine inşaat izni alamıyor , kiraya veremiyorlar . PKK’nın isteği dışında mülkünde hareket sağlayan kiraya veren vs. insanlar saldırıya uğruyorlar … Evlerinde , işyerlerinde Türk bayrağı asamıyorlar . Bayrak asan tehdit ediliyor , polise şikayetin karşılığında “sen de asma kardeşim , tatsızlık çıkmasın” cevabı alınıyor …” diye anlatıyor .
Sanki Yunanistan’da Batı Trakya Türklerine yapılanların bire bir aynısı …
Oysa burası Türk toprağı . Burda böyle yaparlarsa Yunanistan’ da ne yapmazlar .
Bu sözlerin benzerlerini birkaç ay önce Aydınlar Ocağı Şurası için gittiğim Elazığ’daki toplantıya katılan Doğu ve Güneydoğu Anadolu’dan gelen akademisyenlerden dinlemiştim .
Anlaşılan o ki bir coğrafya boşaltma işlemi yapılıyor . Bu konu da PKK tarafından epey mesafe katedilmiş olduğu anlaşılıyor . Bu gibi coğrafya yani şehir , köy , mezra boşaltmaları sadece Van’da değil , bölgede çok yaygın . Başlangıcı da ilk kürt isyanlarına kadar gidiyor . Bunu 30 yıl önce Bitlis’in Ahlat kazasından göç eden bir aileden dinlemiştim .Babaları beş evladına da batıya göç etmelerini vasiyet etmişti .
Coğrafya boşaltma ve bu coğrafya üzerinde kurulu yerleşim birimlerinin yandaşlarca doldurulması işlemi yüzyılın başında Balkanlarda gerçekleşti . Aynı dönemlerde Ermenistan , Türklerin Erivan dahil olmak üzere coğrafyadan temizlenmesi sureti ile kuruldu . Irak Türklerinin tarihi şehirleri Erbil , Süleymaniye , Musul ve nihayetinde Kerkük bu metodla kürtleştirilmeye çalışılıyor .
Mualesef Osmanlı – Türk İmparatorluğu ve günümüze kadar gelen süreçte Türkiye Cumhuriyeti Devleti bu coğrafyanın Türklerce ve kendini her daim Türk görenlerce boşaltılmasını sadece seyretmiştir . Günümüzde bunun tezahürü Erbil’de konsolosluk açma sureti ile malumun ilanı şeklinde tecelli etmiştir . Türkiye Cumhuriyetinin bu politikası Irak Türklerini daha da yalnızlığa itecek ve Türk düşmanlarını azdıracaktır.Tıpkı Türkiye’nin doğusunda yaşayanların PKK’nın insafına terk edildiği gibi ...
AKP hükümeti bu konularda başarısızdır demiyorum , ülkeyi bu noktaya bilerek ve isteyerek getirmiştir diyorum .
(Devamı... | 8788 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 24.3) Gönderen: editor Tarih: 07.03.2010 Saat: 20:34 (826 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Ne Dün, Ne De Dünya Yalnız KKTC Olmalı Gönlümüzde !.. - Aylâ BERKİN |
 |
|
Cumhurbaşkanlığı seçimine çok az bir zaman kala Sayın Toplum Liderimiz de, bağımsız aday olarak yeniden bu makama talip olduğunu açıkladı. Evet, şimdi Sayın Eroğlu ve Talat’ın adaylığı kesinleşmiş sayılır. Eğer her hangi bir ters durum olmazsa bu iki adayla gideceğiz seçime… Tabi bu şimdilik… Görünen o ki bir başka aday daha söz konusu… Ne yazık ki bu aday da UBP’nin içinden bir isim ! Henüz kesinlik kazanmamış olsa da suları bulandırmaya yetmiştir.
Tahsin Ertuğrul’un adaylık söylentisi KKTC’de siyaseti germeye devam ederken, endişeleri de beraberinde getirmektedir. Endişe, Talat’ın karşısında oyları ikiye bölünmüş bir UBP seçmeni bulunacak olmasıdır. Endişe, zaten Türkiye Hükümeti tarafından kıskaca alınmış, çalışması zorlaştırılmış UBP hükümetinin kritik sayısının daha da kritik bir hale gelmesidir.
Şimdilik bunu bir söylenti olarak kabul edip, zamana bırakıyorum. Benim asıl anlatmak istediğim Sayın Toplum Liderimizin adaylığını açıklarken yapmış olduğu konuşmadır… Sayın Talat, konuşmasına çok duygulu bir şekilde başlayıp, gördüğü gençlerin onu çok mutlu ettiğini ve işte o gençlerin geleceği için, onların yarınları için, “ya dün, ya dünya” sloganıyla başladı konuşmasına. Dün derken hangi dünden bahsediyordu acaba. Önce onu sormak isterdim
Sayın Talat’a. acaba bu dün 1974 öncesi olan dün mü ?
Yoksa 1974’ten, 2003’e kadar olan dünden mi bahsediyor !
Eğer 1974’ten önceki dünden bahsediyorsa ortada bir çelişki var demektir.
Bu gün Hristofyas’la yaptığı görüşmeler neticesinde Türkler 1974 öncesinden daha kötü bir duruma doğru gitmektedir.
İki yoldaşın müzakereleri sonucu Türk tarafının Rum’un azınlığı olması resmileşmiştir. Tek devlet, Tek Millet üzerinde varılan anlaşma, askerin çekilmesi, nüfusun azaltılacak olması, Türk tarafını tamamen Rum’un azınlığı haline getirmektedir. 30 küsur yıldır bağımsız ve egemen olarak kendi çizdiği sınırlar içinde güven içinde yaşayan Türkler hiçbir zaman azınlık olmadıkları bu topraklarda devam eden müzakereler sonucu azınlık olmuşlardır.
1974 öncesi her ne kadar Rumların ağır baskıları sonucu silah zoruyla da olsa Cumhuriyetten atılmışta olsalar, hiç bir zaman Tek devlet tek millet olmayı kabul etmeyen bu Türklere bahsedilen dün o dün olamaz herhalde. O dünlerde Türkler canlarından mallarından oluyorlardı. Evet, o dünlere dönülmezdi. Peki, bu dün 1974’ten 2003’e dek süren dün olabilir miydi ? Burada da yine bir tuhaflık var.
(Devamı... | 7044 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 23.9) Gönderen: editor Tarih: 07.03.2010 Saat: 20:16 (831 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: CUMOK'lar Ve Atatürkçüler !.. - Yüksel CAVLAK |
 |
|
İnternette bir minik kuş gibi bir siteden diğerine uçarken, güzel ve etkili sözlerle süslenmiş sitelere rastlıyorsunuz ki, duygulanmamak elde değil ! Bütün yazılanları okuduktan sonra insan ister istemez “Karamsar olmak çok yersiz. Bu ülkeyi hiç kimse karanlığa sürükleyemez ...” diye düşünüyor. Google`de gezinirken, karşıma İstanbul Cumok çıkıverdi. Laik, modern Türkiye Cumhuriyeti sınırları içinde 35 tane Cumok`un olduğunu görüyorsunuz.
 Bakın aşağıdaki yazı ruhu sakinleştiriyor, kara bulutları dağıtıyor. Okuyalım:
“ ... Biz yazın Ağustosböceği değil, 12 ay, 7 gün 24 saat karıncayız ! Kışın CUMOK, yazın tatilci değiliz.”
“ ...bundan böyle bizim yayın yapacağımız aynamız olacak... ”
Ve bir çağrı:
“ Bütün karşıdevrim odaklarını, kaçak Kur`an kurslarını ve benzerlerini saptayalım.Gereğini yapalım. ”
“ Karşıdevrime karlı devrimci eyleme geçmek, Cumhuriyeti ve devrimi eylemli olarak savunmak gerekir .”
Daha neler neler...
Nasıl ? Ne kadar sevindirici değil mi söylenenler ?
Peki Atatürkçü Düşünce Dernekleri, Cumok`lardan aşağı kalırlar mı ?
Asla !...
Onlarda, “Cumhuriyetin ve devrimlerin bekçisiyiz” diyorlar.
Yukarıdaki tümceleri okuyunca, cumhuriyet şehidi Uğur Mumcu`nun sözü geldi:
“Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz”
Eğer internette oradan oraya uçmasaydım, ne Cumokların Ağutosböcekleri gibi değil karıncalar gibi çalıştıklarını, ne de Atatürkçülerin de cumhuriyeti ve devrimleri koruduklarını öğrenecektim. İyi ki varlar ! Var olsunlar, sağ olsunlar ! Fakat burada bu söylenenleri doğrulamayan bazı gerçeklerde göze batıyor.
(Devamı... | 5707 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 24.6) Gönderen: editor Tarih: 07.03.2010 Saat: 01:32 (892 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: İntikam Duygusu !.. - Mehmet Halil ARIK |
 |
|
İNTİKAM DUYGUSU; ÖNCELİKLE İNSAN
OLMANIN ERDEMLERİNİ ORTADAN KALDIRIR !..
İnsanı insan yapan ve özellikle diğer canlılardan ayıran pekçok hasletin yanında üç önemli haslet vardır ki, söz etmeden geçmek olmaz. Akıl, izan ve de vicdan !... Akıl, usdur, şuurdur. Düşünceyi kurar, kurgular, analizini ve sentezini yapar. İzan, anlayıştır, ferasettir, aklın ortaya koyduğu şuurun zeka ile bağlantısını sağlayan unsurdur. İnsani bir değer olan  hoşgörü kavramı da bu bağlantının içinde değerlendirilir...
Vicdan, izan süzgecinden geçirilmiş aklın bulgularını hükme bağlayan insani en üst kurumdur. Görüldüğü gibi, akıl izan ve vicdan, insani boyutaki yasama, yürütme ve yargının ta kendisidir. Bu durumbize, bir kez daha kanıtlanmaktadır ki, doğa ve toplum kanunları her alanda geçerlidir !.. Peki, akıl, izan ve vicdan arasındaki uyumlu organizasyon bozulursa ne olur ?
Akıl üretemez, izan yürütemez., vicdan ölçemez olur !... Bu üçlü erdemin, uyumsal dayanağından yoksun bırakıldığı durumlarda, bünye orman kanunlarının hakimiyetine teslim edilmiş olur. Bir süre sonra da, akıl, izan ve de vicdan devre dışı kalır. Küllenmeye yüz tutmuş, köşede bucakta kalmış fırsat kollayan kin, nefret ve intikam duyguları durumdan cesaret alıp eylem kazanır. İş bu noktaya ulaştığında, zaman, geçmişte alınamamış öclerin hesaplarının sorulma zamanıdır. Kaybettiklerini geri alma zamanıdır. Geçmişle hesaplaşma zamanıdır, geçmişin torunları olarak, bugünün torunlarından hesap sorma zamanıdır.
Görüldüğü gibi, aklın. İzanın ve vicdanın ortaya koyduğu bir uyumsuzluk ortamı, önümüze hiçte iç açıcı olmayan bir tablo sunmaktadır.
Bu yüzden dileriz ki insanlık kendi yasama, yürütme ve yargı kurumlarından, yani, akıl, izan ve vicdandan mahrum bırakılmasın. Aralarındaki uyum bozulmasın !... Peki, ülkemizin içinde bulunduğu toplumsal durum, benzer temennilerin dilenmesini gerekli kılıyor mu; kılmıyor mu ? Bugün ülkemizde; bir devleti devlet yapan, onu devlet olarak çalıştıran, geleceğe aktaran, bayrağının altında topladığı vatandaşlarının sadece bugününü değil, yarınlarının da garantorlüğününün teminatı olan kurumları arasındaki uyumsuzluk görmezlikten geline bilinir mi? Var olduğu herkezce apaçık görülen uyumsuzlukların o devlete ve vatandaşlarına nelere malolacağı ortada değil mi ?
Böyle bir karamsar tabloyu düşünmek bile istemeyiz !..
Vatandaş olarak, bu karamsar tabloyu biz düşünmek istemeyiz de; ulkedeki yetki ve erk sahiplerinin, bizleri böyle bir karamsar tabloyu düşünmek zozunda bırakmalarına ne hakları var? İçeriyi, iç problemlerini kendi içinde çözümleyememiş bir devlet, dışarıyla, dış problemleriyle nasıl başa çıkabilir ? Bunun için devlet, öncelikli görevi olarak, kendi, aklı, izanı, ve vicdanı arasındaki yani, yasaması, yürütmesi ve yargısı arasındaki uyumu gerçekleştirmesi gerekmez mi ?
(Devamı... | 10055 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.3) Gönderen: editor Tarih: 07.03.2010 Saat: 01:24 (888 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
|
 |
|
Sabah yürüyüşünden sonra,
Yolumuz düştü mekâna ...
İçeri girdiğimde sadece adında Kemal olmayan Mustafa dayı ...
Çığır çığır çığıran Hüso ve Ocakçı Mehmet ...
- " Günaydın beyler, günaydınlar !.. " dedim.
- " Hep bir ağızdan günaydınlar ! " yanıtı aldım.
Mustafa dayı işaret etti, çöküverdik masaya ...
Hüso her zaman ki görevini ifa etti ...
- " İki çay demli !.. "
.....
Sohbet arasında Mustafa dayı
- " Bilir misin yiğen ! ... " dedi ...
- " Bir zamanlar Erzurumda neler yaşamıştık !.. " dedi ve başladı anlatmağa ...
Zaman 12 Eylül öncesi, Erzurum'lular sağcı yani müslüman, Kars ve yöresi solcu yani o dönemin ifadesi ile " kominist " Kars ilinden Ankara'ya giden otobüsler Erzurum üzerinden ulaşıyor Ankara'ya terminalde kendilerini " Ülkücü " sayan gençler, gelen otobüsi sarıyorlar. Önlerine gelen muhtelif duaları okumasını soruyorlar. Okuyabilenler paçayı kurtarıyor. Bu ara kurtaramayanlar tartaklanıyor yahut ta hakaret uğruyor ...
İşte o günlerde yine otobüs çevrilmiş.
Giyim kuşak hal ve tavırları ile Ülkücü bir kişi otobüztekileri imithan ediyor.
İlk önce sorgulanandan " amentü " okuması isteniyor.
Bu olaylardan haberdar olan Kars'lı yurttaşlar ister istemez duaları noksansız kusursuz ezberliyorlar.
(Devamı... | 3774 byte kaldı | 1 yorum | RECEBİN KAHVESİ | Puan: 25.5) Gönderen: editor Tarih: 06.03.2010 Saat: 05:08 (954 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Masa Ve Yumruk !.. - Osman KARAHANOĞLU |
 |
|
Nerede o Babayiğit !..
Nerede ?..
Her yıl bahar başlangıcı ile birilerinin ayranı kabarıyor.
 Kendilerini " dev aynasında " görerek,
Konuşuyorlar ...
Onlar hep konuşuyorlar da,
Mustafa Kemal'den sonra bir babayiğit çıkıp,
Masaya yumruğunu vurup,
1 - NATO'dan derhal çekiliyoruz.
2 - AB görüşmelerini askıya aldık ...
3 - Gümrük Birliği Antlaşmasını tanımıyoruz.
4 - İncirlik Üssünü kapattık !
Dediği an,
O Sam Amca yankeleri ne yaparlar acaba ?..
Sakın ha bana bize saldırılar falan demeyesiniz.
Bu ülkede yaşayanlar Kızılderililer değil.
Atilla Han, Cengiz Han soyundan
Fatih'lerin, Yavuz'ların
Çanakkale Geçilmez diye haykıran " Çılgın Türkler " in torunları ...
Hodri meydan demek zamanı gelmedi mi ?..
Lütfe hatırlayın " Türkler öldürülebilir,Türkler hiç bir zaman esir edilemez !.. " diye Napolyon haksız değildir.
(Devamı... | 4195 byte kaldı | 3 yorum | SEÇİLEN | Puan: 26.1) Gönderen: editor Tarih: 06.03.2010 Saat: 04:50 (970 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
ALINTILAR: Yazılmak İstenen Tarih Budur !.. - Prof. Dr. Hande ÖZDİNLER |
 |
|
Amerikan meclisine sunulan sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısının ilk maddesindeki “1915-1919 yılları arasında” kısmı çıkarılmış onun yerine “1915-1923 yılları arasında” ibaresi gelmiştir !.. Bu değişiklik yenidir !.. Yani sözde soykırım yıllarının zamanı Kurtuluş savaşını da içine alan yıllar arasına çekilmiştir.. Lütfen tarihi yeni düzenlenmiş dosyaya bakınız, kendiniz inceleyiniz:
( http://frwebgate. access.gpo. gov/cgi-bin/ getdoc.cgi? dbname=110_ cong_bills&docid=f:hr106ih. txt.pdf )
1919 yılını 1923 olarak değiştirmek kağıt üzerinde çok küçük ama tarihsel olarak çok büyük bir değişikliktir çünkü bahsi geçen olaylar Kurtuluş savaşı zamanında oldu demektir.. Kurtuluş savaşının baş kumandanı kimdir.. Atatürk’tür.. öyleyse kim sorumludur efendim? ATATÜRK.. evet ATATÜRK.. Sarkisyan 24 Nisan’da ne demiştir ? : “Türk halkını sorumlu tutmuyoruz. O dönem baştakiler sorumludur”. Tarih 1919′dan alınıp 1923′e taşınınca baştakinin kim olduğunu söylemeye gerek var mı ?
Bu iki rakam değişikliğinden Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı’nın Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın haberi yok mudur ? Onların ister olsun, ister olmasın bizim hepimizin haberi olmak zorundadır.. Lütfen yeni dökümanı okuyunuz, inceleyiniz ve arkadaşlarınızla paylaşınız ! Görüldüğü gibi dökümanda iki rakam değiştirirsek; bir taşla üç kuş..
Hem Amerika ile sürtüşme bitecek, hem “Kemalizmin toplum üstündeki etkisini azaltmalısınız” diyen Avrupa mutlu olacak, hem Ermeniler’e ve bütün dünyaya “gördünüz mü gardaşlar sizi bizim atalarımız öldürmedi.. Aha sizi bu adam öldürdü.. Ona inananlar bize kendi ülkemizde 85 seneden beri zulüm yapıyorlar. Bize bunu yapan size onu yapmaz mı.. Ah gardaşlar ahh… düşmanımız ortakmış da bilmiyormuşuz !..” deme fırsatı bulacaklar, birbirlerini kucaklayacaklar ve Türkler de nihayet Obama’nın da dediği ve istediği gibi tarihleriyle yüzleşecektir..
Zaten Türkiye Cumhurbaşkanı Obama’ya “Tarihimizle yüzleşmeye hazırız” demiştir..
Yaptı mı yapmadı mı diye şüpheye düşenlere de “Yapmıştır hem de vallah billah yapmıştır.. Bak onun müritlerinden oluşan Türk ordusu şimdi de Kürtleri öldürüyor.. Zamanında size yapılanı şimdi de Kürtlere yapıyorlar ...” denildiğini duyar gibiyim..
Hatta durum öyledir ki Amerika’daki Türk toplumu biri “yapmıştır” dese
Bini de “hee yapmıştır tabii” diyecek kıvamdadır..
Zaten Türkler bunun doğru olduğunu kabul ettikten sonra Ermenistan’ın bu yasa tasarısını kapı kapı bütün ülkelere götürmesinin bir gereği kalmayacaktir. . İstediği parayı istediği toprağı hak etme hakkı doğacaktır.. Bunun karşılığında da ATATÜRK 20. Yüzyılın ilk soykırımını yapan azılı katil ilan edilecek ve Kurtuluş Savaşımızın meşruluğu tartışmaya açılacaktır. İşte bu kimileri için “Dream come true” gibi birşeydir..
İyi de Atatürk’e mersiyeler düzen Obama buna nasıl izin verir.. Obama “Benim bu konudaki fikrim sabittir” deyip soykırıma inandığını ama faturanın kime kesileceği konusunda şüpheleri olduğunu belirtmiştir.. 24 Nisan konuşmasından da anlaşılacağı gibi Atatürk’ü ve Cumhuriyet tarihini savunma işinin Obama’ya bırakılacak hali yoktur…
İyi de nasıl olmuştur da geçen dönem tasarı Amerikan meclisine geldiğinde sert yeller estirip Amerika’nın Türk başkonsolosu’nu hışımla çeken Türk hükümetinin tutumu ve duruşu birden değişmiştir? Bir iki sene gibi kısa bir zamanda neler olmuştur ? Çok önemli bir şey olmuştur..
(Devamı... | 12263 byte kaldı | 4 yorum | ALINTILAR | Puan: 25.6) Gönderen: editor Tarih: 06.03.2010 Saat: 04:01 (983 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Şeriatçılar Orduyla Yüz Yıllık Kan Davası ... - Ali ERALP |
 |
|
Komutanlar gözaltına alınıyor.
Tutuklanıyor.
Kanı, canı pahasına, dağlarda terörle, teröristle
Mücadele eden komutanlar terörist ilan ediliyor.
Yüzlerce subaya, astsubaya önderlik yapan, emrine ordular verilen generaller, “ gizli örgüt üyesi” olmakla, çetecilikle suçlanıyor. Soruşturuluyor, kovuşturuluyor, varsayımlarla yargıç önüne çıkarılıyor. Beş bin (!) sayfalık darbe planlarından söz ediliyor. Dünyanın hiçbir hukuk sisteminde görülmeyen “gizli tanık ifadeleri” ile insanlar dört duvar arasına atılıyor.  Üstelik bu gizli tanıkların birçoğu da eskiden suç işlemiş, bu yolla kendisini kurtarmaya çalışan kimseler.
Orduya yapılan bu türden yoğun saldırılar, tertipler, sivil kalkışmalar Türkiye tarihinde ilk değildir.
İlk kez karşılaşmıyoruz bunlarla.
Siyasal İslamcıların orduyla hesaplaşması yüz yıllık bir davadır.
Bir kan davasıdır.
Günümüzde yaşananlar kadar şiddetli, planlı programlı olmasa da siyasal İslamcılar, fırsatını bulur bulmaz, her dönemde, her zaman ordumuza saldırmışlar, onu yok etmeye çalışmışlardır. Onu arkadan vurmak için düşmanla işbirliğine girmişlerdir. 1920 yılında Afyonkarahisar’da Mustafa Kemal bu gerçeği şu sözlerle dile getirmişti: “... Silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüz ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayını mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz.” ( 31 Temmuz 1920’de Afyonkarahisar Kolordu Dairesi’nde subaylara hitaben )
Atatürk’ün vurguladığı sivil kalkışmaların başlangıcı 31 Mart isyanına dek uzanır.
İkinci Meşrutiyetin ilanından sonra, İttihat-ı Muhammedi Cemiyeti Başkanı Derviş Vahdeti ”din elden gidiyor” gerekçesiyle ayaklanmış, çevresine topladığı şeriatçı güçlerle orduya, 1908 devrimine karşı isyan bayrağını açmıştı. Hedefte İttihatçı subayların ve yöneticilerin kelleleri vardı. Derviş Vahdeti ve Bediüzzaman Said-i Kürdi ( Said Nursi ) toplumu isyana yönlendiren, kışkırtıcı konuşmalar yapıyorlardı. Onlara göre Rus Çarı ve İngiliz Kralı İslam’ın dostu, bunlara karşı çıkarak ulusal devleti savunan İttihat ve Terakki Cemiyeti İslam’ın düşmanıydı. (Günümüzde de ABD VE AB İslam’ın dostu, tüm ulusalcılar, Atatürkçüler İslam’ın düşmanı…)
(Devamı... | 10767 byte kaldı | 2 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.2) Gönderen: editor Tarih: 06.03.2010 Saat: 03:19 (979 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
|
 |
|
Dedem Korkurt " boy boyladı soy soyladı !.. "
Bamsı Beyrek baktı bir kişi atıyor tutuyor !..
Ne demek yaraşır.
Önce Tarih bileceksin tarih ...
Bizim atalarımız, " geçenden kırk akçe, geçmeyen döve döve seksen akçe " alırken...
İnsan ayağı basmamış doğada,
Böğüren boğa, Uçan Ayı, Koca Kartal naralar atarak mertçe avlanıyordu ...
Sen ise " anan soğan baban sarmısak " iken,
Nereden çıktın be " zülbiye şekeri " derler adama !..
Önce kendin bileceksin,
Sonra tarih bileceksin ...
(Devamı... | 2419 byte kaldı | 1 yorum | DELİ DUMRUL | Puan: 26.5) Gönderen: editor Tarih: 06.03.2010 Saat: 01:50 (983 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Ermeni Yalanlarına Bahane !.. - Salim DOĞAN |
 |
|
Osmanlı devleti içinde altın yıllarını yaşayan Ermeniler Cumhuriyet döneminde de yurttaşlık kavramını tanımışlardır. Bir gün arşivler açılır gerçekler göz önüne çıkarsa Türk milleti karşısına nasıl çıkarlar. Bu yasa tasarısı geçerse geçsin. Her yıl tekrarlanan bu uluslar arası boyut kazanmış yalan saman alevi gibi sönüp gidecek bundan nemalanmak isteyenler de insanlığın yüz karası olacaktır.
Ermeni yalanları kim tarafından indükleniyor, bu durumun tarihsel gerçeği nedir, kimler çıkar sağlamaya çalışıyor, gerçekler neden saklanıyor? Ödül avcıları, fırsatçılar, siyaset arızalı kişilikler, kin ve intikam dolu parlamentolar, kendi çıkarlarını Ermeni yalanıyla kotarmaya çalışan fırsatçılar, sözde büyük devletler hep bir ağızdan Bremen mızıkacıları gibi tarihi, belgeleri, gerçekleri bir tarafa bırakarak TÜRK milletinin her yıl 24 Nisanda üstüne çullanmaları neden ?
Hâlbuki Kürtler, Yahudiler, Ermeniler bakın tarihimize bizim topraklarımızda yaşama şansı bulabilmişler.
Başka milletlerin saldırısından kurtuluş yolu ancak ve ancak Türk milletinin yurtlakları olmuştur.
Tarihte bu üç millet bir devlet kuramamıştır neden ?
Kendi kendinize bir düşünün neden bu üç halk tarihte devlet sahibi olamadı. Osmanlı İmparatorluğu parçalandığında yirmi dört devlet çıktı. Şimdi dün gerçekleştiremedikleri yirmi beşinci devlet Ermenistan ve yirmi altıncı devlet Kürdistan emperyalistlerin eliyle ikinci ve üçüncü İsrail olarak dünya kamuoyuna servis edilmektedir. Bu üç İsrail tarihte aynı coğrafyada Türk milletiyle iç içe yaşadı. Hiç bir sorun olmadı. Hele Kürtler aynı kültür yapısına sahip, birbirine destek olmuş, aynı acıları paylaşmış, aynı bayramı coşkuyla kutlamış, aynı oyunlarda halay çekmiş birbiriyle akraba olmuş kaynaşmış bir olmuş, birlik olmuşken neden ?
Ermenilerde öyle hala Anadolu’da yaşayan yüz binlerce ermeni var sorunsuz yaşayan. Ermenistan’dan Türkiye’ye para kazanmak için gelen bir milyon ermeni olduğu söyleniyor. Yahudiler de farklı değil aslında. Ancak her toplumun olduğu gibi Kürtlerin, Yahudilerin ve Ermenilerinde Türk milletine karşı hata ve yanlışlıkları olmuştur. Bu durum günümüzde farklı bir boyut kazanmıştır. Bu milletleri hep başka milletler kendi çıkarları için kullanmışlardır.
Yahudiler 1848 de İngilizlerden hamilik talebinde bulunmuş 1948 yılında bu durum gerçekleşmiştir. İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu’da üs olarak kullanacakları geleceği olmayan bir devlet kurmuşlardır. Arapların geri kalmışlığı, çağdışı otokratik ya da totaliter devlet yapılarından da yararlanarak bölgede üç buçuk milyon nüfusuyla iki yüz milyon Arap milleti perişan olmuştur.
(Devamı... | 10727 byte kaldı | 1 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.8) Gönderen: editor Tarih: 06.03.2010 Saat: 01:42 (992 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Kültürel Bölünme Ve İktidar Kavgası !.. - Prof. Dr. Nurullah AYDIN |
 |
|
Kültürler yüzyıllar boyunca oluşan bireylerin ortak değerleri.
Fransız kültürü, Alman kültürü ve Türk kültürü.
Peki son zamanlarda ne deniyor ?
Milletimiz ! ..
Hangi millet bu ?
 Hangi kültür ?
İşte hangi millet hangi kültür konusunda Türkiye’de ciddi ayrılmanın siyaset eliyle körüklendiğini görüyoruz.
Öylesine ki kültürel farklılığa dayanan kesimler,
Siyasi partiler halinde örgütlenmiş durumda.
Bakın; Türkiye, son ve büyük bir hesaplaşmaya doğru gidiyor. Türkiye bazı kesimlerin dillendirdiği gibi, Osmanlının çöküşü ile ırka ya da dine dayalı bir bölünme yaşadı. Ama Cumhuriyet döneminde ırka ya da dine, mezhebe dayalı bir bölünme yaşamadı. Şimdi ise daha korkunç ve daha temel bir bölünmeye gidiyor. Cumhuriyet boyunca süren kültürel çatışma şimdilerde iyice keskinleşti.
İki grup olabildiğince ayrışıyor.
Bu iki grubun yaşam tarzı öylesine birbirinden kopuk ki
Artık her ortamda bunu görmek mümkün !..
Batı'daki sınıflar arasında ortak zevk alanları yaratan,
Müzik, resim, heykel tiyatro ve sanat gibi, birleştirici kültürel zeminler yok.
Hayatları, zevkleri, inanışları birbirinden çok farklı olduğu gibi birbirine düşmanca bakıyor.
Bir yanda, kadınları başı örtülü, erkekleri sokağa pijamayla da çıkabilen, erkek çocukları kahveye giden, kız çocukları baskı altında yaşayan, türkü ile arabesk arası bir müzikten hoşlanan, belki de dini kitap dışında kitap okumamış, hiç dans etmemiş, hiç karı koca birlikte yemeğe gitmemiş, hiç tiyatro seyretmemiş, dini inançları kuvvetli, kalabalık, bir kitle var.
(Devamı... | 8271 byte kaldı | yorumlar? | SEÇİLEN | Puan: 25.8) Gönderen: editor Tarih: 06.03.2010 Saat: 01:25 (989 okuma) |
|
 |
|
 |
story_page
 |
SEÇİLEN: Islak İmza Mide Bulandırıyor !.. - Şinasi KULA |
 |
|
Genel bir açıklama yaparak yazıma başlamak istiyorum.
Yedi sene önce yirmi beş yıllık beden eğitimi öğretmenliği görevimden emekliye ayrıldım hiç gecikmeksizin. Nice dinozor meslektaşıma belki iyi bir örnek teşkil ederim, onlar da yerlerini gençlere bırakmak amacı ile emekliliğini isterler dedim aklım sıra. Öğretmenlik yaşantımdan çok daha eski olan bir de besteci-yorumcu müzisyen kimliğimle dört adet de müzik albümüm oldu.
 Bestelerimi nice topluma mal olmuşum sanatçı arkadaşlarım albümlerinde okudular.
Halen İzmirli Sanatçılar Birliği Onursal Başkanı olarak anılmaya devam etmekteyim.
İki yılı aşkın süredir Bölgesel bir gazetede(Ege) köşe yazarı olarak her gün yazmakta idim geçtiğimiz günlere kadar. Dili geçmiş zaman kullandığım cümlemden anlaşılacağı üzere Tayyip Erdoğan’ın medya patronlarına “köşe yazarlarınızı susturun” ültimatomu ile yazılarım o haftadan itibaren “ sert üslupla” kaleme alınıyor gerekçesi ile yayımlanmamaya başladı. İktidar dalkavukluğu yapmayan bu gazete sahibi gerçekten de yaşamını zor yürütmekte bunu belirteyim. Yirmiyi aşkın insanın ekmek yediği bu bölgesel gazetenin fazla bir gelirinin olmadığını biliyorum. Zar zor ayakta duruyor anlayacağınız.
Gazete sahibi benim dışımda hiçbir yazarın sıkıntı yaratmadığını da söyledi laf arasında( Bir kez ADD’lilerce, bir kez de Denici Fenerleri tarafından mahkemelik olunduğunu belirtti sayemde ).Bu nedenle kaygılarına saygı duyuyorum…Bekir Coşkun onuncu köyü bulmuş yurtsever, nitelikli ve çok sevilen bir yazarımız. Lakin ben ve benim konumumdaki insanlar(yani Ulusalcı damgasını yemişler) artık on birinci köy aramak zorundayız kendimize. Yani anlayacağınız ben ne tabela derneği ADD’liler tarafından, ne denizci fenerleri tarafından, ne mevcut iktidar sahipleri ve yanlıları( a-ke-pe )tarafından, ne F tipi robotlar tarafından, ne gençleri hiç sevmeyen ve koltuğuna zamkla yapışmış Baykal ve cıları tarafından hiç sevilmeyen biriyim.
Hiçbir yazımda ve konserimde bunları öven tek kelimem veya imalı cümlem olmadı ve olmayacaktır. Son günlerde de Ulusal Ordu konusunda bazılarından farklı düşünüp bunu dillendirmeye başladım. Ulusal Ordu tam bağımsız bir ülke için olmazsa olmazların başında gelen değerimiz bu malum. Hele ki Mustafa Kemal ve Cumhuriyet değerlerinin temelini oluşturan bir sistemin olmazsa olmazıdır. İyi de bin dokuz yüz ellili yıllardan sonra NATO sevdası ile başlayan süreçten sonra ordunun içinde iki kanat oluşmamış mıdır?12 Mart ve 12 Eylül mimarları “bizim oğlanlar” olarak tarihe geçmemiş mi dir ?..
Sanıyor musunuz ki Ergenekon düzmecesi altında “ darbeci” avında samimidir işin başındakiler. Çok komik gelmiyor mu sizlere esas darbecilerin baş tacı edilip sırça köşklerde “nü” çalışması yapmaları ? Onlara yani darbecilerin krallarına hiç hesap sorulmadığı gibi korunmalarına acı acı gülmüyor musunuz siz de? Gülmüyor olabilirsiniz ama o zaman da ağlanacak halinize ağlayın !
(Devamı... | 8951 byte kaldı | 2 yorum | SEÇİLEN | Puan: 25.2) Gönderen: editor Tarih: 06.03.2010 Saat: 01:12 (992 okuma) |
|
 |
|
 |
|